DOĞAL AFETLERİN İNSANLAR ÜZERİNDEKİ PSİKOLOJİK ETKİLERİ

Sel, deprem, fırtına, heyelan gibi doğal afetler insanlar üzerinde hem maddi hem de manevi yaralar açar. Bu yaraların sarılması için iyileşme süreci biraz zaman alacaktır ve çok yönlü bir yardım gerektirir. Maddi ve manevi yaralar karşılıklı olarak birbirlerinden etkilenirler. Yıkıcı afetler sonrası evler, eşyalar, araçlar zarar görür. Bunlar maddi yaralara neden olurlar, maddi yaralarda hayatı devam ettirme konusunda bizi olumsuz etkiler ve psikolojik stres ve güvensizlik duygusu yaşamamıza neden olur.

Bu dönemde maddi kaynaklı yaşayabileceğimiz en çok görülen psikolojik sorunlar stres, gelecek kaygısı, birikimlerin yok olması sonucu yaşanan hayal kırıklığı, yeni düzen kuracak olmanın verdiği sıkıntı vs… gibi sorunlarla karşılaşmamız söz konusudur.

Maddi yaralar devlet destekli hayırsever dernekler tarafından bir nevi tolere edebilir. Bunlar her ne kadar yaşanan maddi sıkıntıları yok etmese de ilk safhada bir ilaç etkisi yapar. Bu etki maddi olarak bir süre bizi idare eder ve daha ilerisi için planlar yapmamızda bize yardımcı olacaktır. Bu süreç içinde olumsuz psikolojik altyapı oluşacaktır. Hep aklımızda ‘’ Bu sürecin sonu ne olacak ?’’ kaygısı vardır ve maddi yardım yeterli gelmeyebilir. Psikolojik desteğe ihtiyaç bu dönemde de görülmektedir.

Manevi kaynaklı yaşayabileceğimiz psikolojik sorunlar ise; suçluluk, acı, üzüntü, anksiyete, kapalı alan fobisi, uyku bozuklukları, güvensizlik, ölüm korkusu vs… gibi sorunlar en sık görülenleridir. Bu gibi psikolojik sorunlar ise psikolog, psikiyatr, psikolojik danışman gibi ruh sağlığı alnında çalışan meslek gruplarının yardımları ile desteklenmeye çalışılır. Bu destekle afetzedenin kendini güvende hissetmesini sağlamak, yalnız olmadığına, kaybedilen yakınları sonucunda hayatta kalmış olmanın verdiği suçluluk ve travmayı azaltmada rol alırlar.

Afetzedelerin bu dönemde en çok ihtiyaç duyacağı meslek grupları arasında gelir ruh sağlığı çalışanları. Afetten sonraki yeni yaşama, yeni düzene uyum sağlamalarında sağlıklı karar vermelerine yardımcı olacaklardır. Doğal afetlerin tekrar ne zaman olacağı bilinmediği için ilk zamanlar, heran olabilir korkusu içinde kapalı alanlardan uzak geçer. Bu korkunun sonucu olarak kabuslar ve uyku sorunları baş gösterir. Yaşanan afetler çoğu zaman rüyalarda tekrar tekrar farklı senaryolarla yeniden yaşanır ve kan ter içinde uyanılır. Bazı afetzedeler bu korkuyla hiç uyuyamazlar, hep bir korku hakimdir.

Kaybedilen yakınların ardından yaşanan depresif hava hiç gitmeyecek gibi hayatta kalan ve hayata tutunmaya çalışanların etrafındadır. Onların yokluğu hayatı anlamsızlaştırır ve büyük acılara neden olur. Üzerinden atılması en zor duygulardandır ve hep onların içinde bir yerlerde dururlar. Unutmaya çalışmakla bu duygular, bu acılar gitmez ancak o hisleri kabullenirsek tolere edilecek bir seviyeye inerler.

Çocuklar, en büyük yaraları onlar alırlar. Ne olduğunu anlamlandıramazlar, belki ilk zamanlar değişiklikleri yaşadıkça, deneyimledikçe artık olayın içyüzüyle başbaşadırlar. Afetin trajedik boyutuna vakıf olduklarında onları da bir acı bir üzüntü bekliyordur. Kendilerini güvende hissetmezler, belirsizliğin verdiği kaos onları ürkütür. Bünyeleri böyle ağır bir travmaya hazır değildir ve bu afetin belirtileri kısa zamanda ortaya çıkar.



Okulöncesi dönemi (0-6 yaş) çocuklarında bu belirtiler; parmak emme, alt ıslatma, uyku bozuklukları, karanlıktan korkma, hiperaktif davranışlar, ebeveynden kopamama, iştahsızlık, gibi belirtiler görülmektedir.

Okul dönemi (7-12 yaş) çocuklarında, okula gitmek istememe, dikkat eksikliği, öfke, saldırganlık, davranış bozuklukları gözlemlenmektedir.

Ergenlik dönemi (12-18 yaş) ise okul başarısızlığı, suça meyil, madde (sigara, alkol, esrar) kötüye kullanımı, fiziksel şikayetler, karşı gelme davranışları, özgüven eksikliği, içe kapanma depresif belirtiler görülmektedir.

Genel anlamda afetler insanlarda derin psikolojik bir travmaya neden olmaktadır ve bu afetleri yaşamayan insanlarda da bunu yaşayanlar gibi benzer belirtiler yaşamaktadırlar. Televizyon ve gazete gibi iletişim araçlarından görerek yada okuyarak psikolojik olarak etkilenip kaygı bozukluğu yaşayabilirler.Bu psikolojik travmayı yaşayan veya afetzedelerin maddi ve manevi yaşamadan etkilenenlerin ise manevi yoğun bir desteğe ihtiyacı vardır.


Hazırlayan: Psikolog Ayhan ALTAŞ

Yorum Yaz